15 Nisan 2008 Salı

ZENGİNLİĞE TAPINMAK


Yazar'ın notu: Belki de oldukça genelleştirilerek yazılmış bu yazı kişisel bir öfke ya da kızgınlık nöbetinden değil, giderek hakim duruma gelen "kast" siteminin, hem kamu hem de özel sektörde liyakat ve niteliklilik beklentisinin yerini sınıfsal kimi ayrımlara ve paraya dayalı çıkar ilişkilerine bırakmasının yarattığı yozlaşmanın verdiği bir endişeden kaynaklanmıştır. Kendini bu düzenin içinde görmeyenlere ne mutlu....

Lidyalılar, ilk lanetliyi ellerine aldıklarında insanlığın birgün bu zararsız nesne tarafından yok edileceğini bilmiyorlardı büyük ihtimalle. Paranın, hükümdarlığının sonsuzluğunu ve yenilmezliğini yine Lidyalıların anavatanında ilan etmesi ne ilginç. 1960'lı yılların paradan daha değerli idealler üzerine bir yaşam kurulabileceği düşüncesi o kadar büyük sıkıntı uyandırmış olmalı ki, yeryüzünden kazınması zorunlu hale geldi. İşte şimdi, her ne kadar bu toplumun neredeyse tamamının aynı dini paylaştığı iddia edilse de, gerçekte yeni bir din doğuyor bu topraklarda. İnsanların içine yavaşça yerleşen onları teslim alan, bütün görgü, insanlık, namus, sadakat, erdem kurallarını altüst eden bu dinin takipçileri tek bir şeye tapınmaktalar: Zenginliğe...
Bu dinin, en içten takipçilerinin zenginler olduğunu sanmamak gerek. Aksine zenginliğe sahip olmayanların dini bu. Zaten insanlar sahip olmadıkları şeyler yüzünden bir şeylere inanmak istemezler mi?
Ve şimdi o denli güç kazandı ki zenginliğe tapınanlar, her yanınızdalar. Belediye otobüsünde sıkış tıkışken, yanlarından geçen 4x4'e beyinleri sulanarak bakarken ibadetlerini yapıyorlar ya da karşılarındakinin elbisesinin markasını tahmin etmeye çalışırken ya da mesela sadece zengin olduğu için bir insana iştahlı ve sevecen gözlerle bakarken. Belki de ibadet şartları bu kadar kolay olduğu için yayılıyordur bu din.
Laiklikten mi bahsediyordunuz? Hangi laiklikten? Bu ülkede tek bir devlet dini vardır artık o da zenginliğe tapınmak. Bir sorun kendinize, bugün kamu hizmetlerinde ya da özel sektörde seçkin bir göreve gelmenin şartı nedir? Tek bir şartı var bunun: Zenginlik. Dolaylı ya da dolaysız; zenginlik. Eğer zengin bir ailenin vasat zekaya sahip çocuğuysanız hiç yoktan ortalama bir memuriyet kaparsınız, diğer şartları yani yeri geldiğinde mesela bazen "selam" yeri geldiğinde ise "selamün aleyküm" demeyi de beceriyorsanız, değmeyin keyfinize. Bu zenginliğin dolaysız hali işte; ama eğer ailenizin zenginliğini verimli bir şekilde kullanabilecek kadar vasat üstü bir zekaya sahipseniz, o zaman kazandıklarınızın tek mimarının kendiniz olduğuna çevrenizdekileri olduğu kadar kendinizi bile inandırabilirsiniz. Mesela ilköğretiminizi en hasından özel bir kolejde yapmayı deneyin, ya da dershane hesabına yatan paraların sizi sağlam bir Anadolu ya da fen lisesine atmasına izin verin. Sonra? Sonrası kolay, vasatın üstündeki zekanız size iyi bir üniversiteyi kazanmanızda yardımcı olacaktır. Ama iyi bir yabancı dil ve iyi bir üniversite diplomasının sizi sefillerden ayıracağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz çünkü ortalamanın epey üstünde zekaya sahip emeğiyle geçinen bir ailenin çocuğu da sizin üç katınız çalışmayla bu şartlara erişebilir. O halde sefiller klasmanından kurtulmanın yollarını aramalısınız, çok aramanıza gerek yok elbette. Babanızın banka hesabına kadar bakın yeter. Bir uçak bileti, seçkin Avrupa ya da Amerika üniversitelerinde bir süre eğitimle bu iş tamam.
Artık sefillerle aynı yerlerde çalışmak, aynı maaşı almak, hatta onlarla aynı sokaktan geçmek bile gereksiz, hoş zaten üniversitenin ilk yılından beri araba kullandığınız için muhtemelen zaten bu saydıklarımı yapmıyordunuz. Siz kendi üzerinize düşeni yaptınız artık bulup buluşturarak ya da bursla sizinle aynı eğitimi görmeyi başarmış az sayıdaki cüretkar sefil kökenli vatandaşla aranızı açma işi babanıza kalmış. Elbet babanızın cüzdan ağırlığı, tandığı birkaç iyi "dost" terazide dengeyi, olması gereken tarafa yani size sabitleyecektir. Ne diyelim: Hayırlı olsun.


Copyright © Olcay PINAR

1 yorum:

Burcu Eşiyok dedi ki...

harika bir yazı olmuş ellerinize sağlık devamını bekliyoruz, keşke her gün gazete küpürlerinde ahkam kesen kalın kafalılar da böyle konulara değinse...