2 Nisan 2010 Cuma

Sadede gelmek...

Sesim yavaştan geldi ama baktım ki dünyaya söyleyecek pek önemli bir sözüm yok şu sıralar, idareli kullanmaya karar verdim kendisini. Bazen özellikle kafelerde, kalabalık yerlerde otururken o an dünyanın her yerinde konuşan insanların yarattığı gürültüyü toplasak muazzam bir uğultunun dünyayı saracağı düşüncesi geliveriyor aklıma. Uğultunun büyük kısmı da boş konuşmalardan oluşurdu muhtemelen.

Fazla konuşan insanlar zordur biraz ben özellikle dolmuşlarda otobüslerde zorlanıyorum, mesela dün bunlardan biriyle yan yana oturma talihsizliğine uğradım. Telefonda konuştuğu kişiyle birlikte beni de günün bir sürü gereksiz ayrıntısı içinde boğmayı başardı. Neden geç kaldığını anlatmak için lafı bu kadar dolandırması gerekmezdi bana kalırsa. Arkadaşıyla bir yere uğradıklarını, orada bekledikleri kişinin uzun süre gelmediğini açıklayarak başladığı konuşmasını elinin kolunun poşetlerle dolu olduğunu anlatarak devam ettiren yol arkadaşım, her poşette ne olduğunu, nereden aldığını, ne kadara aldığını, alırken ne hissettiğini ayrıntılı olarak anlatmaya başladı. Ben sanırım üçüncü poşette kulaklıkla sağlığımı koruyabileceğimi akıl edebildim.

Buradan gereksiz ayrıntılarla insanı canından bezdiren ve nedense büyük bölümü kadın olan arkadaşlara sesleniyorum : Yapmayın! Tutun kendinizi! Üç kelimeyle açıklanabilecek bir olayı sabah kahvaltıda ne yediğinizden başlayarak anlatmanıza gerek yok. Biz kahvaltı ayrıntısı olmadan da anlıyoruz derdinizi. Zaten başkalarını bilmem ama ben arada kopuyorum çaktırmadan haberiniz olsun, sadece önemli yerleri dinleyebilme gibi bir yeti geliştirdim kendime. Benden söylemesi ;)

2 yorum:

Sema dedi ki...

Yazınızı okurken kahkahalara boğulduk.:)Öz bir yazı olmuş...

OLCAY PINAR dedi ki...

:)Teşekkür ederim Sema. Az olsun öz olsun tabii ;)