21 Nisan 2010 Çarşamba

Kosmos ve Karolar...

Adliyede duruşma bekliyorum; koridor insanlarla dolu ve avukatlarla. Avukatlar... Kimi dünyanın en önemli işini yaptığını düşünüyor, kimi dünyanın en saçma işini, kimi sadece yapması gerekeni yapıyor. Bir de zoraki adliye misafirleri var, korku ve panik içindeler. Korkuyorlar, her yüz korkutucu, her söz anlaşılmaz onlar için ve aslında korkmakta haklılar, çok haklılar hem de.

Gözüm zemine takılıyor. Zemin tamamen mozaik karolarla döşenmiş. Biri dikkatimi çekiyor önce ufacık noktaları birleştirip zihnimde desenlerden bir yüz yaratıyorum. Sonra o yüz bağımsızlığını ilan ediyor artık zihnimde değil gerçekten orada. Sonra müthiş bir şey fark ediyorum, birbiri ardına dizilmiş mozaiklerin her biri benzersiz, hiçbiri diğerinin aynısı değil. Binlerce benzersiz kombinasyon ayaklarımın altında. Tam sağ ayağımın altındaki, binlerce mozaikten biri ama bir benzeri yok ve sol ayağımın altındaki de öyle. Büyüleyici...

Bu akşam Kosmos'u izledim ve tıpkı her gün üstüne bastığım, ayağımın altına serilmiş o mozaikleri izlerken hissettiklerimi hissettim. Kosmos üzerine düşünmek istemiyorum, sadece gözümü kapatıp tekrar izlemek istiyorum bazı sahneleri. Reha Erdem'in gözünden bakmak güzeldi. Bir görüntüde, anlatamayacağınız ama hissedebileceğiniz ve kelimelere dökmenin imkansız olduğunu bildiğiniz şeyle yüz yüze gelmek... Dünya müthiş bir yer. Ve kimi zaman kelimelere dökemeyeceğiniz şeylerin var olduğunu bilmek çok güzel.


2 yorum:

engin dedi ki...

bundan keyifli bir öykü çıkar gibi geldi bana.

OLCAY PINAR dedi ki...

:) Neden olmasın?