13 Mart 2010 Cumartesi

Zamanda Yolculuk

Ne şirin keçicik değil mi? 1990'da Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin aldığı karar hayata geçseydi belki de bugün Ankara'daki her otobüsün üzerinde bu keçicik olacaktı. Şimdi nereden çıktı bu keçi derseniz şöyle anlatayım kaynağını: Küçük fotoğraf makinem uzun zamandır bir köşede tamir edilmeyi bekliyordu. Sonunda yine yardım elini annem uzattı makineye ve dün akşam servisten tekrar çalışır halde döndü kendisi. Orasını burasını kurcalarken üç-dört sene önce Milli Kütüphane'de eski gazeteleri incelerken çektiğim bir iki fotoğrafı buldum. Bunlar sadece elimde kalanlar, gerçekten çok daha ilginç şeyler okumak için Milli Kütüphane'ye gidip eski gazete ciltlerine göz atın mutlaka, çıkacağınız zaman yolculuğunun zevki konusunda garanti veriyorum size. Makinemde başka neler mi var?
Önce şu keçi daha doğrusu o zamanlar kendisine verilen adla Anki meselesini açıklığa kavuşturayım merakta kalmayın haberin tamamı şöyle:

Nisan 1990 tarihli Habere göre dönemin belediye başkanı Murat karayalçın şöyle diyor: "Aslında sembol olarak Hitit Güneşi Kursu'nun kullanılmasını anlamak zor Ankara'nın doğrudan hititlerle bağlantısı yok. Ankara Frigler döneminde bulunan bir kent." Görüldüğü üzere her gelenin Ankara'nın amblemine göz dikmesi geleneği oldukça eskilere dayanıyor. Zavallı Hitit Güneşi...
İşte makinemde kalan birkaç fotoğraf daha...

Bu da şimdilerde Ankara zenginlerinin yaşadığı Yıldızevler semtinin 90'lardaki fotoğrafı. Fotoğraftaki küçük çocukların başına neler geldi acaba bunca yıl içinde?









2005 yılında manşetlere çıkan bir jiletçi koca vardı hatırlar mısınız? Hani kendisinden ayrılmak isteyen karısının vücuduna kendi ismini yazmıştı jiletle. Aslında bu jiletçinin kökeni de 70'lere dayanıyor. Yandaki fotoğraflardan soldaki 2005 yılından sağdaki 1970'lerden. İki fotoğraf arasındaki fark ise ilk fotoğraftaki sadist adamın yazmaya özel ilgisi bulunduğunu düşündürecek kadar çalışkan davranıp zavallı kızın sırtında boş yer bırakmaması oysa ikinci fotoğraftaki sadistin "sadelik her şeydir" ilkesine bağlı kalarak kadının göğsünün tam artasına kocaman"AHMET" yazmakla yetinmesi. Anlaşılan bazı şeyler değişirken kimi şeyler hiç değişmiyor.

70'li yılları nasıl bilirsiniz? İşte 70'lerden iki haber:

Yandaki ilk haber bir seks tiyatrosuna ilişkin.Habere göre, oyuncular kanlar içinde sevişiyorlarmış sahnede. Fotoğraflarda da yarı çıplak iki kişi görünüyor.



Aşağıdaki haberler ise Hippi Perihan lakaplı genç bir kızın cenazesine ilişkin. Tabii babasının arkasından "Bir mikrop temizlendi" şeklinde beyanat verdiği bu zavallı kıza lakabını gazete mi yoksa arkadaşları mı verdi bilmiyoruz. İlk fotoğrafın altında şöyle yazıyor: "Otelde ölü olarak bulunan ilk Türk Hippisi Perihan, her yönden serbest bir hayat yaşıyordu. Yukarıda Türk hippisi Perihan'ın bundan birkaç gün önce yapılan bir röportaj sırasında verdiği poz görülüyor"
Ben tüm bu haberleri okuduğumda ben "Vay ne yıllarmış 70'ler ve her şey nasıl da değişmiş ve yine nasıl da değişmemiş " demiştim. Bilmem siz ne der, ne düşünürsünüz?


4 yorum:

Dalgaları Aşmak dedi ki...

Çok güzel ve ilginç bir posttu.En çok, gazetedeki "her yönden serbest hayat"a takıldım.

OLCAY PINAR dedi ki...

Teşekkür ederim. Evet ben de o kısma takılmıştım ;)

Kara Kalem dedi ki...

Avlulu gecekondunun bahçesinde yaşlı bir dut ağacı hatırlıyorum o günlere dair. Olgunlaşan şerbetli dutların altına annem ve kızkardeşlerimin gerdikleri çarşafı, çelimsiz kollarımla çırptığım dallardan düşenlerle doldururdum her zaman. Bir Altındağ çocuğu olarak o günleri anımsıyorumda ve bu günleri gözümün önüne getirip değişenleri kınarken, siyasi düşünüp kökünden sökülen dut ağacıma keşke bir kere sımsıkı sarılabilmiş olsaydım diyorum şimdi. Keşke bunu yapabilseydim o zamanlar.

Sevgili Olcay
Bloğunla yeni tanıştım ve yazmış olduklarından büyük keyif aldığımı söylemek isterim.

Sevgilerimle

Ahmet

OLCAY PINAR dedi ki...

Teşekkür ederim, ben de Bach dinlemekten keyif aldım ;) Ve evet, kökünden sökülen ağaçlar tarihi bizimkisi. Yine de anılarımızdaki ağaçları sökemiyorlar henüz..En azından şimdilik...