4 Nisan 2011 Pazartesi

Muhalifin Behzat Ç. ile imtihanı...

Kafa karışıklıkları, vicdan azapları içeren bir yazı bu. Belki de işkence ve polis şiddetiyle yüzleşememiş bir memleketin biraz düşünen bireylerinin Behzat Ç. ile imtihanına ilişkin bir yazı...Yılmaz Güney'i severken vicdan azabı duymaya mahkum bir neslin Behzat Ç.'yi sevme sorunsalı üzerine bir yazı...


Şu an çok tehlikeli bölgelerde yüzmenin gerilimi içindeyim ancak aklıma geleni söylemeden duramadığım gibi yazmadan da duramamak gibi kötü özelliklerim var. Bugünkü konumuz Behzat Ç! Tehlikeli sularda yüzmekle birlikte bu duruma hiç de uygun olmayan biçimde çoklukla akıl karışıklıklarımı paylaşmak niyetindeyim.

Şimdi Behzat Ç.'yi severek izliyoruz. Öyle mi gerçekten? Erdal Beşikçioğlu'nun muhteşem karizması ve oyunculuğu keza diğer başrol oyuncularının Beşikçioğlu'nun karşısında gölgede kalmayacak kadar iyi oyunculuklar sergiledikleri tartışılmaz. Dizideki diyalogların hatta küfürlerin doğallığı da etkileyici. Peki her şey iyi hoş güzel de ben niye yazıyorum bu yazıyı? Yazmamın nedeni, Behzat Ç.'den keyif alırken kendimi bazı anlarda vicdan azabı içinde yakalıyor oluşum. Üstelik bu duygunun bana has olduğunu da sanmıyorum. Biraz daha açıklayıcı olmam gerekiyor değil mi? Peki devam ediyorum öyleyse...

90'lı yılların sonunda üniversiteye başladığımda Ankara biraz karışıktı. Bir önceki yıl DTCF işgali medyayı epeyce bir meşgul etmiş, öğrenci hareketi kıpırdanmaya başlamıştı. Ülke gündemi de hareketliydi bir süre önce patlayan Susurluk kazası, derin devlet tartışmaları ve Manisalı Gençler davası... Manisalı Gençler olayı, işkence olayları ile yüzleşmeyi reddeden, kulaklarını tıkayan koca bir toplumu bu gerçekle yüzleşmek zorunda bırakmıştı hem de travmatik biçimde... Polisin ve devletin silahlı güçlerinin hukuksuz zor kullanımına karşı olmak o dönem politik fikirlerini şekillendiren benim gibi gençler için öncelikli insanlık haliydi. "İnsanlık onuru işkenceyi yenecek" ti. Yenmeliydi...

Dün akşam Behzat Ç.'de, kız arkadaşına tecavüz eden adamı ve buna göz yuman arkadaşını cezalandırmak için küçük bir kızı kaçıran fail şöyle dedi Behzat Ç.'ye: "Omlet yapmak için birkaç yumurtayı kırmak gerekir"... Aslında bu cümle, 90'lı yıllarda doruğa çıkan bugün hala devam eden ülkenin asayiş sağlama(!) yönteminin de özü değil miydi? Kolluk güçleri kendi omletlerini yapmak için binlerce belki daha fazla yumurta kırmaya hazırdılar ve kırdılar da.

Peki Behzat Ç.?? Onun yaptığı da yumurta kırmak değil mi? Sorgu odasında attığı tokatlar hak edene gittiği için içimizi mi rahatlatıyor? Halkın tokadı mı Behzat'ın attığı tokatlar?? Peki hak edeni kim ayırt edecek? Manisalı gençler de muhtemelen başka bir polise göre hak ediyordu işkence görmeyi, herkes kendi kötü adamını kendi penceresinden görüyor ne de olsa ve omlet yapmak yüce bir amaçtır!! Öyle mi??


Kimi zaman sola çalan senaryosuyla, toplumsal olaylara değinen Behzat Ç.'nin adalete inancını yitiren geniş bir izleyici kitlesini tatmin ettiği bir gerçek. Bir çocuk tacizcisinin canını yakmayı istemek kabul etmeliyiz ki epeyce insani bir duygu, bunu Behzat yoluyla ve bir televizyon dizisinde dahi olsa gerçekleştirmekten dolayı iyi hissetmek de... Bununla birlikte, polis şiddetini atılan tokadın büyüklüğüne yahut amacına ve nedenine göre sınıflandırmanın ve bu şekilde meşrulaştırmanın ne kadar tehlikeli olduğunun farkındasınız değil mi? Başka bir kanalda yayınlanacak olan ve fragmanında kötü kötü sırıtan ve konuşmamakta direnen adamı sorgu odasının kamerasını kapatıp kanlar içinde bırakan polisin havalı biçimde sunulduğu "Karakol" dizisi sizi de endişelendirmiyor mu?

Açıkçası ben baro görevleri nedeniyle büyük çoğunluğu çocuk olan gasp, hırsızlık şüphelilerini savunmak durumunda olan bir avukat olarak savunacağım kişinin Behzat Ç. ve ekibi tarafından sorgulanmasını istemem ve bir gün kaza eseri sizin başınıza bir şey gelirse sizin de Behzat Ç. ve ekibi tarafından sorgulanmanızı istemem.

Yazıya başlarken de belirttim, kafa karışıklıkları, vicdan azapları içeren bir yazı bu. Belki de işkence ve polis şiddetiyle hatta herhangi bir şiddetle yüzleşememiş bir memleketin biraz düşünen bireylerinin Behzat Ç. ile imtihanına ilişkin bir yazı...Yılmaz Güney'i severken vicdan azabı duymaya mahkum bir neslin Behzat Ç.'yi sevme sorunsalı üzerine bir yazı...

1 yorum:

Uygur dedi ki...

Bugün benim de aklımdan buna benzer bişey geçmişti bu diziyle ilgili olarak. Haklı çıkartan şey ise benim adıma; yapılan her şeyin işi bitirip kapatmak yerine "gerçeği" bulmak olması oluyo herhalde... Sorgu sahneleri ise yine içerdeki "gerçeği" yansıtmak içindir tahminen... Eve girerken ayakkabıların çıkartılmasının özellikle gösterilmesi gibi... Sonuçta bir de şu var mesela. O kadar cinayetle içli dışlı olmuş birisinin psikolojik durumu da bellidir sanırım :) Ama sorguda dövüldükleri için ekran başında zevk alanlar varsa da bunda bambaşka bi şey aramak gerekir heralde :) müvekkillerinin veya senin veya arkadaslarının basıan gelmesini istememen ise kötü şeylerin başımıza veya yakınımızdakielrin başına gelmesini istememizdendir... Ve bencesiyle işin yapılan şeyler "gerçeği" ortaya çıkartıyorsa yapılması, yapılamamsından iyidir... Ama bunu yaparken geriye dönülmez şeylerin yapılmaması gerekir orası da var... uzun oldu sanırım :) Uygurdan sevgilerle :)